Öşür Parası Kimlere Verilir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
Bugün, öşür parası denildiğinde çoğu insanın aklına tarımsal ürünler üzerinden alınan vergi gelir. Ancak, bu ödemenin ardında daha büyük bir hikaye, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet meseleleri yatıyor. Her gün İstanbul’un sokaklarında, toplu taşımada, işyerlerinde, okulda gördüğüm manzaralar, bu ödemelerin kimlere, nasıl ve neden verildiğine dair derinlemesine düşünmemi sağlıyor. Öşür parası, yalnızca bir mali yükümlülük olmanın ötesinde, toplumun farklı kesimlerine, özellikle de en savunmasız olanlarına, nasıl bir yaklaşım sergilendiğinin de bir yansımasıdır.
Bu yazıda, öşür parasının toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından nasıl bir etkisi olduğunu, pratikte kimlere verildiğini ve bu durumun toplumu nasıl şekillendirdiğini inceleyeceğim. Kendim de bir sivil toplum kuruluşunda çalışan bir birey olarak, her gün farklı yaşam kesitlerine tanık oluyorum. Sokakta, kalabalık caddelerde, işyerlerinde ve metroda gözlemlediğim sahneler, tüm bu teorik soruları somutlaştırmama yardımcı oluyor.
Öşür Parası: Klasik Bir Vergi Ya Da Sosyal Adalet Aracı mı?
Öşür, esasen, çiftçilerin elde ettiği ürün üzerinden alınan bir vergidir. Bu, esasen üreticinin kazancından bir pay alma amacını taşır. Ancak, öşür parası sadece tarım kesimini etkilemez. Zamanla, farklı toplumsal grupların, özellikle de şehirdeki iş gücüne dayalı ekonomik faaliyetlerin, nasıl desteklendiğine dair daha geniş bir kavram halini almıştır. Bununla birlikte, sosyal adalet ve çeşitlilik bağlamında, bu ödemelerin kimlere ve nasıl verildiği sorusu çok daha önemli hale gelir.
Toplumsal Cinsiyet ve Öşür Parası: Kadınların Durumu
Kadınların toplumsal cinsiyet rolleri ve ekonomik bağımsızlıkları, öşür parasının kimlere verileceğini doğrudan etkileyen faktörlerden biridir. Sokakta yürürken, çoğu kadının, örneğin pazarlarda, tarım ürünleri satarken ya da köylere dayalı projelerde çalışan kadınların hâlâ görünür olduğunu fark ediyorum. Ancak, bu kadınlar çoğu zaman o ürünü elde eden değil, eşlerinin ya da ailelerinin “yardımcıları” olarak görülürler. Bu gözlemi, özellikle köylerde ve kırsal bölgelerde daha fazla yapıyorum. Bir kadının öşür alıp alamayacağı, çoğu zaman ailesinin durumuna ve kadın olarak ekonomik bağımsızlığının olup olmamasına bağlıdır.
Kadınların ekonomik değerinin hâlâ erkeksi üretimle kıyaslanması, öşür parasının kimlere verildiğini doğrudan etkileyen bir faktördür. Kadınlar tarım sektöründe erkeklere göre daha düşük ücretler almakta, üretimde daha az yer almakta ve çoğu zaman ev içi emek olarak kabul edilen işlerle sınırlandırılmaktadırlar. Ancak bu işlerin çoğu, öşür vergisini, yani bu tarımsal ürün üzerinden sağlanan vergi gelirinin dağılımını etkileyen önemli bir faktördür.
Kadınların, tarımda daha düşük bir iş gücüne sahip olmaları, öşür parası alabilmeleri için gerekli olan şartları zorlaştırır. Her ne kadar Türkiye’de kadınların tarımsal üretimde önemli bir rolü olsa da, ekonomik eşitsizlik ve toplumsal cinsiyet normları nedeniyle kadınlar bu tür yardımlardan yeterince faydalanamazlar. Kadınların ekonomik olarak daha bağımsız hale gelmesi, bu tür yardımların kimlere verildiğini daha adil bir şekilde şekillendirebilir.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Göçmenler ve Mülteciler
İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan bir genç olarak, her gün yüzlerce göçmeni ve mülteciyi görmek mümkün. Göçmenler, özellikle tarım sektöründe ve inşaat işlerinde yoğun olarak çalışıyorlar. Ancak bu kişilerin çoğu, ekonomik anlamda dışlanmış durumda ve buna bağlı olarak da öşür parası gibi yardımlara ulaşmaları son derece zor.
Sosyal adalet açısından baktığımızda, öşür parasının kimlere verileceği yalnızca tarımsal üretimle ilgili değildir. Bu durum, göçmenlerin ve mültecilerin, kamusal yardımlar gibi kaynaklardan ne kadar faydalanabilecekleri ile de doğrudan ilişkilidir. Birçok göçmen ya da mülteci, yerel halk ile aynı haklara sahip olamayabiliyor. Hatta, çalışma koşulları da onları daha fazla dışlayan bir şekilde düzenleniyor. Tarımda çalışan bu gruplar için öşür gibi yardımlar, adaletli bir şekilde dağıtılmadığında, bu insanlar toplumun marjinalleşmiş kesimleri olarak kalıyor.
Sokakta Gördüğüm Manzaralar ve Gerçeklik
Bir gün, İstanbul’un kalabalık caddelerinden birinde yürürken, gözüm bir pazar tezgahına takıldı. Tezgahın arkasındaki kadın, elinde sebzelerle hızlıca satış yapıyordu. Hemen yanında bir grup göçmen işçi, geçici işlerde çalışmak için birbirleriyle konuşuyordu. Şehirde, pazar yerlerinde, parklar ve inşaatlarda çokça karşılaştığım bu manzaralar, öşür parasının kimin tarafından alındığını net bir şekilde gözler önüne seriyor. Kadınlar, en fazla tarım ürünlerini toplayan ve satan kişiler olsalar da, çoğu zaman bu işin gerçek sahibinden daha az hakka sahip oluyorlar. Bununla birlikte, göçmen işçilerin çoğu ise ne yazık ki, öşür parası gibi haklardan oldukça yoksunlar. Onlar, bu tür yardımların “bütünleşmiş” olduğu sistemin dışında bırakılmışlar.
Sonuç: Adil Bir Sistem İçin Ne Yapılabilir?
Öşür parası, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından incelendiğinde, sadece bir vergi sisteminden daha fazlasıdır. Bu ödeme, çeşitli grupların ekonomik, sosyal ve kültürel durumlarına göre farklı şekillerde etki eder. Kadınlar, göçmenler, kırsalda yaşayan insanlar ve daha pek çok marjinalleşmiş grup, öşür parasının sadece bir alıcı değil, bir sorunun parçasıdır.
Bu sorunun çözülmesi için öncelikle eşitlikçi ve kapsayıcı bir yaklaşım benimsenmeli, öşür parasının adaletli bir şekilde dağıtılması sağlanmalıdır. Bu noktada, toplumun her kesimine, özellikle de dışlanan, marjinalleşmiş kesimlere yönelik politikaların daha fazla geliştirilmesi gerekmektedir. Ancak, toplumun tüm üyelerinin eşit bir şekilde faydalandığı bir sistemde, öşür parası gibi yardımlar da daha anlamlı bir hale gelecektir.