İçeriğe geç

Kanka köpek mi ?

Merhaba! Fefo sayfasına hoş geldiniz. Bugün gündemimizde “Kanka köpek mi” var.

Soğuk Bir Kayseri Akşamında Başlayan Hikâye

Kayseri’nin kışı ayrı bir sert olur. Rüzgâr yüzüne çarptığında sadece üşütmez, sanki geçmişi de yüzüne vurur. O gün de öyle bir gündü. Ellerimi cebime gömüp eve yürürken aklımda tek bir cümle dönüp duruyordu: “Kanka köpek mi?”

Bunu neden düşündüğümü ben de tam bilmiyordum. Belki kaldırım kenarında titreyen o sokak köpeğini görünce, belki de içimde bir yerlerde bir şeylerin eksildiğini hissettiğim için. Ama o an bu soru, sıradan bir meraktan çok daha fazlasıydı.

Bir Sokak Köpeği ve Adının Ağırlığı

Onu ilk gördüğümde kar yağıyordu. Küçük, kahverengi bir sokak köpeği. Gözleri sanki konuşuyordu ama sesi yoktu. Yanına yaklaştım, geri çekilmedi. Sadece baktı. O bakışta ne korku vardı ne de tam bir güven… ikisinin arasında sıkışmış bir şey.

Elimdeki simidi kırıp uzattım. Yavaşça yaklaştı, aldı. O an içimden bir şey koptu. Çünkü ona bakarken aklımdan tek bir kelime geçti: “Kanka.”

Ama hemen ardından kendime kızdım. “Kanka köpek mi?” dedim içimden. Bu kelimeyi bir insana söylersin, bir dosta söylersin, bir omuz ararken söylersin. Ama bir köpeğe… neden?

Yine de o an, o küçük canlıya başka bir isim yakışmıyordu gibi hissettim. Sanki yıllardır tanıyormuşum gibi.

Çocukluğa Açılan Kapı

Eve dönerken aklım beni yıllar öncesine götürdü. Küçük bir çocukken, dedemin köy evinde bir köpeğimiz vardı. Adı Pamuk’tu. Ama ben ona hep “Kanka” derdim. Dedem kızardı:

— “Oğlum köpeğe kanka mı denir?”

Ben de omuz silkerdim:

— “Ama o benim kankam.”

O zamanlar kelimelerin ağırlığını bilmiyordum. Ama hislerin ağırlığını çok iyi biliyordum. Pamuk yanımda yatarken, dünya daha az korkutucu gelirdi.

Şimdi Kayseri’de, o eski günleri düşünürken içimde garip bir boşluk hissettim. Sanki bir şey yarım kalmış gibi.

“Kanka Köpek mi?” Sorusu İçimde Büyürken

O akşam eve vardığımda soba yanıyordu. Ama içimdeki soğuk geçmemişti. Kendime tekrar sordum: “Kanka köpek mi?”

Bu soru basit gibi görünüyordu ama içimde bir yere dokunuyordu. Çünkü mesele köpek olup olmaması değildi. Mesele, bir kelimenin nasıl bu kadar güçlü bir bağ kurabildiğiydi.

Kanka dediğin şey bir insan mıydı? Yoksa seni sessizce anlayan her canlı mıydı?

Bunu düşünürken pencerenin kenarına oturdum. Dışarıda kar daha sert yağmaya başlamıştı. Ve o köpek… gözümün önünden gitmiyordu.

İlk Karşılaşmanın Sessizliği

Ertesi gün tekrar aynı yere gittim. İçimde garip bir umut vardı. Sanki beni bekliyormuş gibi hissettim. Ve evet, oradaydı.

Beni görünce kuyruğunu hafifçe salladı. Çok büyük bir hareket değil, ama insanın içini ısıtmaya yeten türden. Yanına çömeldim. Elimi uzattım, bu sefer daha cesurca yaklaştı.

O an içimden geçen şey netti: “Sen kanka mısın?”

Ama hemen ardından yine o soru geldi: “Kanka köpek mi?”

Kendi kendime gülümsedim. Çünkü bu sorunun cevabı aslında çoktan verilmişti. Ama ben hâlâ kabul etmeye hazır değildim.

Bir Bağın Sessiz İnşası

Günler geçtikçe onu görmeye devam ettim. Her gün aynı köşe, aynı bakış. Ona ekmek götürüyordum. O da her seferinde biraz daha yaklaşıyordu.

İnsan ilişkilerinden daha basitti her şey. Ne açıklama vardı ne beklenti. Sadece bir varlık ve diğerine duyulan sessiz güven.

Bir gün yanımda arkadaşım vardı. Köpeği gösterdim:

— “Buna kanka diyorum.”

Arkadaşım güldü:

— “Kanka köpek mi lan?”

İşte o an içimde bir şey değişti. Gülmedim. Sadece baktım. Çünkü cevap vermek istemedim. Bazı şeyler anlatılmazdı.

Soğuk Bir Gece ve Kayıp

Kayseri’nin en sert gecelerinden biriydi. Rüzgâr sokak aralarına doluyor, her şeyi daha yalnız hale getiriyordu. O gece içimde kötü bir his vardı. Dayanamadım, dışarı çıktım.

Onu bulamadım.

Köşe boştu. Yere bıraktığım karton bile uçmuştu. Bir süre öylece durdum. İçimde tarif edemediğim bir boşluk büyüdü.

O an ilk defa açıkça söyledim:

“Ben üzgünüm.”

Çünkü onu kaybetmiş gibi hissediyordum. Belki gerçekten kaybetmiştim. Belki de sadece şehir onu yutmuştu.

Ama en çok canımı yakan şey, içimde hâlâ cevapsız duran soruydu: “Kanka köpek mi?”

Umudun İnce Çizgisi

Aradan günler geçti. Soğuk azalmadı ama ben alıştım. Ya da alıştığımı sandım.

Bir sabah işe giderken, uzaktan bir hareket gördüm. Aynı kahverengi tüyler… Aynı bakış.

Koştum.

Evet, oydu.

O an hissettiğim şeyi anlatmak zor. İçimde bir şey kırıldı ama aynı anda bir şey tamir oldu. Sanki uzun süredir kayıp olan bir parçayı geri bulmuş gibiydim.

Yanına çömeldim. Bu sefer o da beklemedi. Direkt yanıma geldi. Başını dizime koydu.

Ve ben fısıldadım:

“Demek buradasın…”

Kabul Etmenin Sessizliği

O gün anladım ki bazı soruların cevabı kelimelerde değil, hislerde saklıydı.

“Kanka köpek mi?” sorusunun cevabı aslında şuydu:

Kanka, bazen bir insandı. Bazen bir köpekti. Bazen de seni yalnız hissettirmeyen her şeydi.

O köpeğe bakarken artık soru sormuyordum. Sadece yanında oturuyordum. Çünkü bazı bağlar açıklanmazdı. Yaşanırdı.

Vedaya Benzeyen Ama Veda Olmayan Anlar

Aylar geçti. O köpek hep oradaydı. Ben de elimden geldiğince yanında oldum.

Ama hayat dediğin şey, insanı sürekli bir yerlere sürüklüyor. Bir gün başka bir şehir, başka bir düzen ihtimali doğdu.

Gitmem gerekiyordu.

Son gün ona uzun uzun baktım. İçimde ağır bir şey vardı. Ama bu kez hayal kırıklığı değil, kabullenme.

Başını okşadım.

— “Kanka…” dedim sadece.

O da baktı.

Ve hiçbir şey demedi.

Ama o bakış, bin kelimeden fazlasını anlattı.

İçimde Kalan Soru

Şimdi geriye dönüp baktığımda hâlâ aynı şeyi düşünüyorum.

“Kanka köpek mi?”

Belki evet. Belki hayır.

Ama bildiğim bir şey var: Bazı canlılar, kelimelerin çok ötesinde bir yere dokunuyor. Ve o dokunuş, hayat boyu unutulmuyor.

Fefo ekibi olarak “Kanka köpek mi” konusunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduk. Sağlıklı ve mutlu günler!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort ilbet
https://tepkihaber.com https://encira.com.tr https://alperenler.com.tr Sitemap