İçeriğe geç

En son hangi organ durur ?

En Son Hangi Organ Durur?

Merhabalar! Fefo olarak “En son hangi organ durur” konusunda aklınızdaki soruları yanıtlamak için buradayız.

Kayseri’de kış başka geliyor. İnsan burada sadece üşümüyor, biraz da içine kapanıyor. Özellikle akşamları… Camın önüne oturup dışarıdaki sarı sokak lambalarını izlediğimde, hayatımın bazı anları gözümün önünden tekrar tekrar geçiyor. Sanki beynim, unutmaya izin vermeyen eski bir radyo gibi aynı frekansta takılı kalıyor.

Geçen hafta annem mutfakta mantı kapatıyordu. Ben de masanın kenarında çayımı karıştırıyordum. Bir anda televizyonda sağlıkla ilgili bir program çıktı. Adam ciddi ciddi “İnsan ölürken en son hangi organ durur biliyor musunuz?” dedi. Sonra cevap verdi:

“Kalp.”

O an kaşığı elimde öylece tuttum.

Çünkü ben yıllardır insanların beyninin ya da nefesinin önce sustuğunu düşünürdüm. Ama kalbin en son vazgeçen şey olduğunu öğrenince içime garip bir sızı oturdu. İnsan en son kalbiyle mi hayata tutunuyordu yani?

O gece uzun süre uyuyamadım.

Babamın Sessizliği

Ben duygularını saklayabilen biri değilim. Ne hissediyorsam yüzüme vuruyor zaten. Bunu bazen seviyorum bazen nefret ediyorum. Özellikle babam gibi biriyle aynı evde yaşıyorsan…

Babam çok konuşan biri değildir. Çocukken onun sevgisini daha farklı hayal ederdim. Sarılan, “aferin oğlum” diyen, bazen omzuma dokunan biri gibi… Ama bizim evde sevgi hep sessizlikle karışık yaşandı.

Bir akşam elektrikler kesilmişti. Sobanın yanında oturuyorduk. Telefonların şarjı azdı, internet yoktu, herkes istemeden birbirine dönmek zorunda kalmıştı. O sırada babam bir anda bana dönüp:

“Sen iyi misin lan gerçekten?” dedi.

Hayatımda duyduğum en gerçek soru olabilir.

Ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü insanlar genelde “nasılsın” diye sorar ama cevabı dinlemez. Babam ilk kez gerçekten öğrenmek ister gibi sormuştu.

İçimde bir şey düğümlendi.

“İyiyim,” dedim ama değildim.

Aslında uzun süredir hiçbir şeye yetişemiyormuş gibi hissediyordum. 25 yaşındaydım ama hayat önümde açılan bir yol gibi değil, üstüme kapanan dar bir koridor gibiydi. Arkadaşlarım evleniyor, iş kuruyor, şehir değiştiriyordu. Ben hâlâ geceleri günlük yazıp neden mutlu olamadığımı anlamaya çalışıyordum.

Babam sobaya baktı.

“İnsan bazen kendi içinde yoruluyor,” dedi.

İşte o cümle beni mahvetti.

Hastane Koridorları ve Beklemek

Üniversiteden arkadaşım Emre geçen ay trafik kazası geçirdi. Haberi aldığım an elim ayağım boşaldı. Kayseri Şehir Hastanesi’nin koridorunda saatlerce oturdum. Hastanelerin kokusu bile insanın içini daraltıyor.

Bekleme salonunda herkes aynı yüz ifadesine sahip oluyor: korkuyla umut arasında sıkışmış bir ifade.

Emre’nin annesi ağlıyordu ama sessiz ağlıyordu. Bazı insanlar bağırarak değil, içine çökerek ağlıyor.

Doktor çıktığında hepimiz ayağa kalktık. O an kalbim o kadar hızlı atıyordu ki göğsümden çıkacak sandım.

“Durumu kritik ama kalbi güçlü,” dedi doktor.

Kalbi güçlü…

Ne garip cümleydi.

O gece yine o soruyu düşündüm:

En son hangi organ durur?

Belki de mesele sadece biyolojik değildir diye düşündüm. Belki insanın en son duran şeyi gerçekten kalbidir çünkü insan en çok orada yaşar. Acıyı da sevgiyi de özlemi de orada taşır.

Emre yoğun bakımdayken ben eve gelip eski mesajlarımızı okudum. Bir tanesinde bana şöyle yazmış:

“Bir gün çok iyi olacağız lan.”

İnsan bazen sıradan bir mesajı yıllarca neden sakladığını böyle anlıyor işte.

Gece 03:17

Ben geceleri yazı yazmayı seviyorum. Özellikle herkes uyuduğunda. Çünkü gündüz güçlü görünmek zorundaymışım gibi hissediyorum ama gece öyle değil.

Geçen gün yine defterimi açtım. Saat tam 03:17’ydi.

Şöyle yazmışım:

“İnsan bazı acılardan sonra büyümüyor. Sadece eskisi kadar saf olamıyor.”

Uzun süre o cümleye baktım.

Sonra çocukluğumu düşündüm. Kar yağınca mutlu olduğum zamanları… Birinin mesajını görünce heyecandan gülümsediğim günleri… Şimdi telefon çalınca bile bazen kötü haber gelecek sanıyorum.

Sanırım büyümek biraz da bu.

Kalbinin yavaş yavaş ağırlaşması.

Annemin Ellerine Bakarken

Annemin elleri çok yorgun artık. Eskiden fark etmiyordum. İnsan annesinin yaşlandığını bir anda anlamıyor. Yavaş yavaş fark ediyor.

Geçen gün çay taşırken eli titredi biraz.

İçim parçalandı.

Çünkü çocukken bana dünyanın en güçlü insanı gibi görünürdü. Şimdi bazen yürürken nefes nefese kaldığını görüyorum.

O an insan şunu anlıyor:

Hiçbir şey sonsuz değil.

Bir akşam mutfakta birlikte otururken anneme şu soruyu sordum:

“Korkuyor musun yaşlanmaktan?”

Bir süre sustu.

“Ölmekten değil de sevdiklerimi bırakmaktan korkuyorum,” dedi.

İnsan annesinden böyle cümleler duyunca içindeki bütün duvarlar çatlıyor.

Ben hep ölüm korkusunun karanlıkla ilgili olduğunu sanırdım. Meğer geride kalanlarla ilgiliymiş biraz da.

Sevdiğim Kız ve Yarım Kalan Cümleler

Birini çok sevip söyleyememek diye bir şey var gerçekten.

Bunu yaşamayan anlamıyor.

Ben bir dönem bir kıza deliler gibi âşıktım. Adını bile görünce mideme ağrılar giriyordu resmen. Beraber kahve içiyorduk, yürüyor, konuşuyorduk ama ben hiçbir zaman tam olarak anlatamadım hissettiklerimi.

Çünkü reddedilmekten değil… kaybetmekten korkuyordum.

Bir gün Cumhuriyet Meydanı’nda yürürken bana:

“Sen bazen çok uzaklaşıyorsun,” dedi.

Haklıydı.

İnsan canı çok yandığında bazen kendini korumak için sessizleşiyor.

O akşam eve dönünce saatlerce tavana baktım. Mesaj atsam mı atmasam mı diye düşündüm. Atmadım.

Ve bazı hikâyeler böyle bittiğinde insan yıllarca içinde tamamlayamadığı cümlelerle yaşıyor.

Belki de kalp bu yüzden en son duruyordur.

Çünkü insanın en geç vazgeçtiği şey sevgi oluyor.

Kayseri’nin Soğuğu ve İçimdeki Boşluk

Burada sabahları ayaz sert vurur. Özellikle otobüs durağında beklerken ellerin uyuşur. Geçen hafta işe giderken gökyüzü griydi. Herkesin yüzü yorgundu.

Bir adam simit yiyordu.

Bir çocuk annesinin elini tutmuştu.

Bir kadın telefonda sessizce ağlıyordu.

Hayat aynı anda milyonlarca küçük acıyla devam ediyor.

Otobüs camından dışarı bakarken şunu düşündüm:

Herkes bir şey taşıyor içinde.

Kimisi kaybettiği birini.

Kimisi hiç gerçekleşmemiş hayallerini.

Kimisi de sadece yorgunluğunu.

Ben galiba en çok içimdeki eksiklik hissini taşıyorum.

Sanki hayatımda hep biri eksikmiş gibi.

Ama sonra şunu fark ettim…

İnsan tamamen tamamlanmıyor zaten. Belki mesele eksik olmamak değil; o eksiklikle yaşamayı öğrenmek.

Değerli Fefo okurları, “En son hangi organ durur” hakkındaki bu içeriğimizin sonuna ulaştınız. Umarız faydalı olmuştur!

En Son Duran Şey

Şimdi bu satırları yine gece yazıyorum. Dışarıda hafif kar başladı. Telefon sessizde. Ev uyuyor.

Ben ise düşünüyorum.

En son hangi organ durur?

Doktorlar buna bilimsel cevap verir belki. Ama ben başka türlü inanıyorum artık.

İnsanın en son duran şeyi kalbi çünkü en inatçı tarafımız orası.

Biten ilişkilere rağmen sevmeye devam eden…

Kırıldıktan sonra bile güvenmek isteyen…

Yorulsa da umut eden…

Defalarca incinse bile yeniden heyecanlanan tarafımız…

Kalp sadece atan bir organ değil bence. İnsan dediğin şeyin merkezi biraz da orası.

Belki bu yüzden bazı insanlar gittikten yıllar sonra bile içimizi acıtmaya devam ediyor.

Çünkü kalp unutmayı bilmiyor.

Ben hâlâ bazı geceler eski mesajları okuyorum.

Hâlâ çocukluğumu özlüyorum.

Hâlâ bazı insanları affedemiyorum.

Hâlâ bir gün her şeyin düzeleceğine inanmak istiyorum.

Ve galiba yaşamak tam olarak bu.

Kırık şeylerle devam edebilmek.

Eğer bir gün biri bana yeniden “En son hangi organ durur?” diye sorarsa artık düşünmeden cevap veririm:

Kalp.

Çünkü insan hayata en son onunla tutunuyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort ilbet
https://tepkihaber.com https://encira.com.tr https://alperenler.com.tr Sitemap